28 Şubat 2015 Cumartesi

Tutunamayanlar, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran, Oğuz Atay'ın bu ilk romanını "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü ve duyarlığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır. "Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, "saldırısı tutunanların anlamayacağı, rededeceği türden bir romanla yazar."Alışılmış üslubun dışında, yer yer kasvetli, okuyucuyu kızdıran, sevdiren ama bir o kadar da bağlılık yapan, bizi, insanlığı kısaca hayatı anlatan bir roman… Unutulmaz karakterler, Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Metin, Esat ve diğerleri… Her biri bir roman karakteri belki… Okuyunca hayattan koparan bir yerlerde Selim var mı, Turgut ben miyim diye düşüncelere daldıran bir metin. Kısacası hayata tutunamayan, gidişatı kabul etmeyen, inkarın ve isyanın romanı.
Aslında bu kitap bir karakter romanı, çok fazla olay örgüsü yok. Oğuz Atay’ı ve eserlerini anlamak için öncelikle karakterleri iyi özümsemek ve iç dünyasını anlamak gerekmektedir. Roman bir trende başlar. Turgut trende tanıştığı bir gazeteciye bir mektupla yazdığı notları gönderir. Mektupta gazetecinin bu ‘eser’i yayınlamayı düşünürse ilgili kimselerle görüşmesini ve onların onayını aldıktan sonra harekete geçmesini ister.

Dinginligin kiyisinda

87. Akademi ödüllerinin galibi "Birdman," Alejandro G. Inarritu'dan yükselen bir cümbüş, büyük bir patlama, göz açıp kapayıncaya kadar hayata dair karmaşık denklemleri çözümleyiveren zorlu bir film. Riggan Thomson, eski bir Hollywood yıldızıdır. Gözden düşünce Broadway’de oyunculuğa başlamıştır. Ancak, şüpheleri, korkuları ve dizginleyemediği hırsıyla başa çıkabilecek midir?
Michael Keaton’ın canlandırdığı kahraman, mistik, kendi cennetine ulaşma derdinde sıradışı bir yaratık. Inarritu’nun yönetmenliğinde ise komik, çılgın, neşeli ve şovun devam etmesi için eğlencenin dozunu kaçırabilecek kadar hırslı bir bireye dönüşüyor.
Innarritu, Riggan’ın yeniden başarılı olma çabalarına yoğunlaşarak, metafizik yüklü hikayeyi hafifletiyor. Raymond Carver’ın kısa öyküsünden bir adaptasyon olan "Aşktan bahsederken neden söz ederiz" adlı bir oyunu sahneye koymak için canla başla uğraşan Riggan' ın asıl motivasyonunu da anlamamıza olanak sağlıyor. Riggan, yeniden ünlü olmak istemiyor, alkışların bağımlılık yaratan şakırtısını yeniden duymak istiyor sadece.
Tabii filmin temelinde süper kahraman filmlerine hürmet eden ve hala canlı kalan çekiciliğine rağmen yerini daha gerçekçi hikayelere bırakan çizgi roman kültlerine selam veren sempati dolu bir eğilim de var.
* Zeynep Şenel Gencer, in http://bianet.org/biamag/sanat/162678-dinginligin-kiyisinda-birdman linkinde yayinlanan yazisindan alinmistir. Yazinin tamami icin linke tiklayiniz.http://bianet.org/biamag/sanat/162678-dinginligin-kiyisinda-birdman

1haftada forma girin!

1.GÜN
Kahvaltı: 1 su bardağı süt içerisine 3 yemek kaşığı tahıl gevreği, 3 yemek kaşığı müsli
Ara: 1 adet kuru incir+1 adet kuru kayısı+1 adet ceviz
Öğle: 1 küçük tabak  kıymalı ve peynirli makarna ve domates, salatalık dilimleri+yagsiz yoğurt
İkindi: 1 küçük boy muz+probiyotik yoğurt
Akşam: 1 adet zeytinyağlı ve garnitürlü enginar, 1 ince dilim ekmek ve az yağlı çoban salata Yatarken: 1 adet orta boy elma

2.GÜN
Kahvaltı: 1 ince dilim peynir, 1 ince dilim tam buğday ekmeği, 3 adet yeşil zeytin, domates, salatalık, tatlı kırmızı biber, yeşil çay
Ara: 10 adet fındık
Öğle: Akdeniz salatası ve 1 ince dilim ekmek
İkindi: 1 adet orta boy elma
Akşam: 1 ince dilim somon ızgara, 1 ince dilim ekmek ve salata Ara: 1 su bardağı süt ve orta boy armutun yarısı


3.GÜN
Kahvaltı: 1 adet yumurta, 1 karper kadar peynir, 1 ince dilim ekmek, bol taze ve tatlı kırmızıbiber
Ara: 3 adet tüm ceviz
Öğle: 4 yemek kaşığı zeytinyağlı kuru baklagil yemeği, 1 ince dilim ekmek ve az yağlı salata
İkindi: 1 bardak kefir+3 adet taze kayısı
Akşam: Küçük bir porsiyon ızgara tavuk göğsü, az miktarda patates püresi, salata
Ara: 1 su bardağı taze domates suyu


4.GÜN
Kahvaltı: 1 su bardağı taze sıkılmış elma suyu, 1 ince dilim peynir ve 1 ince dilim çavdar ekmeği, bol taze nane, taze maydanoz
Ara: 1 su bardağı taze sıkılmış portakal suyu
Öğle: 1 kase zeytinyağlı sebze yemeği, 1 ince dilim çavdar ekmeği+3 kaşık yoğurt
İkindi: 1 su bardağı taze sıkılmış meyve suyu
Akşam: 1 kase sebze çorbası, 5 kaşık zeytinyağlı börülce, 1 bardak ayran
Ara: 1 adet kivi

5.GÜN
Kahvaltı: 1 bardak süt+6 kaşık müsli
Ara: 3 adet grisini+rezene çayı
Öğle yemeği: 200 gr. hindi+mevsim yeşillikleri ile salata
Ara: 5 adet badem+3 adet kuru erik
Akşam yemeği: Sebzeli bulgur pilavı, cacık, roka salatası
Ara: 3 adet erik

6.GÜN
Kahvaltı: 2 dilim taze kaşar peyniri+2 dilim kepek ekmeği ile tost
Ara: 1 küçük boy şeftali
Öğle yemeği: 1/2 tavuk göğüs haşlanmış+mevsim yeşillikleri ile salata
Ara: 2 kuru incir+10 fındık
Akşam yemeği: 6 kaşık buharda pişmiş mevsim sebzeleri+1 kase yoğurt+domates salatalık ile salata 1 dilim çavdar ekmeği
Ara: 1 adet elma

7.GÜN
Kahvaltı: 1 yumurtalı menemen 1 dilim peynir, 5 adet zeytin, 1 dilim çok tahıllı ekmek, domates, salatalık
Ara: 3 adet kayısı+2 adet ceviz
Öğle: 1 tabak domates soslu makarna, 1 kase probiyotik yoğurt
Ara: 1 kivi
Akşam: 1 dilim biftek+6 kaşık haşlanmış veya ızgarada pişmiş sebze+mevsim yeşillikleri ile salata
Ara: 1 fincan süt+1 muz

27 Şubat 2015 Cuma

Interstellar : Yılızlararası bir destan

Uzak bir gelecekte, Cooper, mısır  yetistirmektedir. Iki çocuğuna güvenli bir hayat istemektedir.Oglu ojulda basarisizdir.Ancak, henüz 10 yaşındaki kızı Murph şaşırtıcı bir zekaya sahiptir. Geçmişte bıraktığı kariyerini özleyen Cooper'un karşısına beklenmedik bir teklif çıkar ve ailesinin, dahası insanlığın güvenliği için zorlu bir karar alması gerekir... Christopher Nolan'ın, Jonathan Nolan ile kaleme aldığı ve yönetmenliğini sırtladığı filmin yıldız oyunculardan oluşan oyuncu kadrosunda Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Matt Damon, Bill Irwin, John Lithgow ve Michael Caine gibi isimler yer alıyor. Bilimkurgunun yanı sıra dramatik öğeler de içeren filmin senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne'nun 'Solucan Delikleri' teorisinden ilham alıyor.

26 Şubat 2015 Perşembe

3D modelleme : Otizm tedavisinin geleceği mi?

Otizm spektrum bozukluğu çağımızın hastalıklarından biri . Her 60 çocuktan birinde görülüyor. iletişim, dil ve sosyal etkileşim yeteneğinde sorunlar görülüyor. Erkek çocuklarda daha yaygın görülen bu sorunun 1980’den itibaren arttığı gözlemlendi. Yenilikçi Doktorlar İnisiyatifi  “Eu-Aims” adlı Avrupa Konsorsiyumu ve Avrupa İlaç Endüstrileri ile Avrupa Birlikleri Federasyonu (EFPIA) otizmin teşhisi ve tedavisi için üç boyutlu görüntülemenin büyük fayda sağlayacağını belirtiyor.


Örgülerinize desen katın

Bu haftaki uzmanlardan videolar köşemizde saç örgüsü modelinin yapılışını sizlerle paylaşıyoruz.


25 Şubat 2015 Çarşamba

Açık deniz dalışı...tekerlekli sandalyeyle!

Sue Austin 16 yıl önce bir akülü tekerlekli sandalyesi olduğunda muazzam bir özgürlük hissi yaşadı — ne var ki diğer insanlar ona bir şey kaybetmiş gibi davrandılar. Sanatında dünyayı tekerlekli sandalye ile gezerken ki hissettiği mucizeyi ifade etmeyi amaçlıyor. Okyanus tabanını keşfetmesine imkan veren denizaltı tekerlekli sandalyesiyle balık sürülerinin bir ucundan diğerine sürüklendiği, tamamen özgürce, 360 derece hareket kabiliyetiyle yüzerken çekilmiş heyecanlandırcı bir film de içeriyor. (TEDxWomen'de filme çekildi) Austin, Paralimpik Olimpiyatlarında sergilediği performansıyla tekerlekli sandalyenin hayatı kısıtlayamayacağını gösterdi.

24 Şubat 2015 Salı

Ve Kazanan!


87. Akademi ödülleri sahiplerini buldu.Oscar’da En İyi Film ödülünü Birdman, En İyi Yönetmen ödülünü Alejandro G. Inarrutu (Birdman), En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Eddie Redmayne (The Teheory of Everything) En iyi Kadın Oyuncu ödülünü de Julianne Moore (Still Alice) kazandı. Whiplash deki rolüyle beğeni toplayan J.K. Simmons ise En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne layık görüldü. Törene damgasını vuran bir diğer olay da Patricia Arquette in cinsiyet ayrımcılığı konuşması oldu.



22 Şubat 2015 Pazar

Hayatin Mucizeleri

Bu hafta cok stanlardan listesinden bir kitap var yine kosemizde. Bazen bağışlamak, umut etmek ve mucizelere inanmak gerekir… Hayatının en büyük ihanetine uğrayan, terk edilen ve çok zor bir yıl geçiren Joy Candellaro, Noel yaklaşırken hep hayalini kurduğu maceraya atılmaya karar verir. Kimseye haber vermeden bir uçak bileti satın alır ve hiç tanımadığı bir şehre doğru yola çıkar. Fakat beklenmedik bir şey olur ve Joy kendini bir anda büyülü yağmur ormanlarının yakınlarında, muhteşem bir gölün kıyısında yer alan bir balıkçı kulübesinde bulur. Kulübede yaşayan küçük Bobby, yakın zamanda kaybettiği annesinin acısıyla başa çıkamamaktadır. Yalnızca hayalî arkadaşıyla konuşan küçük çocuğun babası Daniel da oğluna yardım edemediği için acı çekmektedir. Joy ikilinin hayatına tesadüfen girerek onlara yollarını bulmalarında yardımcı olur ve böylece aralarında güçlü bir bağ kurulur. Joy eski hayatını geride bırakıp bu yeni dünyanın bir parçası olmak istediğini fark eder. Fakat bu gerçek olamayacak kadar güzel atmosferde yanlış bir şeyler vardır. Joy hayallerle gerçeğin arasında bocalarken umudun peşinden gitmeyi seçer ve bir mucizeye tanıklık eder. “Mutluluk aşılayan, umut verici ve çok romantik bir hikâye…”  Hartford Courant “Kristin Hannah’nın şimdiye kadarki en iyi kitabı.”  The Columbus Dispatch “Hannah kalbinizin en derinlerine dokunacak.”  Rendezvous “Bu dokunaklı ve duygusal hikâye kalbinizi ısıtacak.”
Mucizeler Yagarken 
Kristin Hannah
Pegasus Yayinlari 
272 Sayfa

21 Şubat 2015 Cumartesi

Yaza hazırlanın!

Bu haftaki sağlık köşemizde bir haftalık karbonhidrat diyeti var. Yaza girerken fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için ideal.
1. Gün:
Kahvaltı: tereyağlı veya zeytinyaplı sebzeli omlet
Öğle Yemeği: Yeşillikle beraber yoğurt ve bir avuç badem
Akşam Yemeği: Ekmeksiz peynirli hamburger, yanında sebzeler ve salsa sosu
2. Gün:
Kahvaltı: Sucuklu veya pastırmalı yumurta
Öğle Yemeği: Bonfile ve sebze
Akşam Yemeği: Tereyağlı somon ve sebzeler 3
3. Gün:
Kahvaltı: Tereyağlı yumurta, yanında istediğiniz sebze
Öğle Yemeği: Zeytinyağ ile tatlandırılmış karides salatası
Akşam Yemeği: Izgara tavuk ve çeşitli sebzeler
4. Gün:
Kahvaltı: Bol sebzeli, tereyağlı veya zeytinyağlı omlet
Öğle Yemeği: Tavuk salatası
Akşam Yemeği: Bonfile ve sebzeler 
5. Gün:
Kahvaltı: Sucuk veya pastırmarlı yumurta
Öğle Yemeği: Zeytinyağlı Tavuk salatası
Akşam Yemeği: Hindi ızgara ve sebze
6. Gün:
Kahvaltı: Sebzeli omlet
Öğle Yemeği: Yeşillik üzerine yoğurt, bir avuç ceviz
Akşam Yemeği: Köfte ve sebze 
7. Gün:
Kahvaltı: Pastırmalı veya sucuklu yumurta
Öğle Yemeği: Bonfile ve sebze
Akşam Yemeği: Izgara tavuk kanatları, yanında ıspanak salatası.

20 Şubat 2015 Cuma

Oscar kime gidiyor?

87. Akademi Ödülleri, Pazar gecesi sahiplerini buluyor. Ödül töreni 22 Şubat 2015'te Hollywood, Los Angeles'taki Dolby Theatre'da yapılacak.. Tören Hamish Hamilton'ın yönetmenliğinde, Neil Meron ve Craig Zadar'ın yapımcılığında ABC tarafından yayınlanacak.
Ödül törenini oyuncu Neil Patrick Harris  sunacak. 2014 yilinin en iyi filmlerinden oluşturulan seçkide en dikkat çeken üç film, Birdman, Büyük Budapeşte Oteli ve Whiplash.






19 Şubat 2015 Perşembe

İlham kaynağınız değilim, teşekkür ederim!

Stella Young, Avustralya Batı Victoria da doğdu. 14 yaşından itibaren sosyal konularda çalışmaya başladı. Özürlüler topluluğunda çeşitli görevlerde bulundu. Victoryen Özürlülere Yardım Konseyi, Victoriyen Sağlık Bakanlığı, Özürlü Kadınlar Vakfı gibi birçok kuruluşta aktif olarak çalıştı. Melbourne Uluslararası Komedi Festivali nde iki kez ülke çapında birincilik elde etti. Avustralya nın ilk engelli kültür programı Sınır Yok un sekiz sezonunu sundu. Özürlü kadınların ve gençlerin yaşadığı zorluklarla yakından ilgilendi. Genç Engellileri Savunma Servisi nde Canlı Destek Projesi üzerinde çalıştı. Deakin Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu. ABC de Kamu programlarında Melbourne müzesinde de rehber olarak görev yaptı. Aralık 2014 de 32 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Duyuru-Bir kitap da sizden

Özgecan Aslan anısına Maltepe Gençlik Kültürevi nde kurulacak kütüphane için kitap gönderimleriniz bekleniyor. 
Avrupa Yakası: İmran Kurt 0533 2270622
Anadolu Yakası: Gamze Erk 0533 524 7122
Maltepe Gençlik Kültürevi Can Kaylan 0543 342 7782
Kargo için Adres: Yalı Mah. Mektep Sokak No:4 Maltepe İstanbul

Kadına şiddete son verelim!

Kadına şiddetin son kurbanının ardından olayın yankıları sürerken farklı bir eylem kararı sosyal medyada yankı buldu.
Özgecan Aslan cinayetini protesto etmek isteyen bir grup erkek 'etekli eylem' kararı aldı. Özgecan Aslan için etekli eylem 21 Şubat Cumartesi günü saat 15.00'da Taksim Tünel'de. Olay, dünya basınında da geniş yer buldu. Alman der Spiegel dergisi protestolara yer verirken, BBC, "Türkiye, tecavüze direnirken ölen kadın için yürüyor" yorumunda bulundu.

Azmin zaferi

Jamie Brewer sanatın  her türünü, özellikle film ve tiyatroyu severek büyüdü. Ortaokul yıllarında tiyatro dersleri aldı.  Dionysos Tiyatrosu onu tiyatro eğitimi sırasında dramalar, müzikaller, komedilerle tanıştırdı. NBC , ABC ve CBS için sahne çalışmaları yaptı  eğitimine devam ettiği Groundlings Tiyatrosu nda hala rol almakta.
2011 yılında, Brewer  American Horror Story: Cinayet Evi nde oynadı. Daha sonra Southland dizisinin bir bölümünde rol aldı. 2015 yılında New York Moda haftasında podyumda yürüyen  ilk Down sendomlu kadın oldu.



Brewer halen DSALA, DSiAM, BTAP, Ulusal Down Sendromu kongresi, Amerikan Özürlüler Derneği gibi bir çok yardım kuruluşunda aktif görev yapmaktadır.

17 Şubat 2015 Salı

Kadına şiddet, dur durak bilmiyor!

Kadına şiddetin yine gündemimize oturduğu şu günlerde, BBC de yer alan bir haber, evde bakım hizmetlerinde taciz konusunu gündeme getirdi. Öğrenme bozukluğu çeken bireylere kötü muamele edilmesi yeni bir sorun değil aslında. Ancak, İngiltere de bile şiddete maruz kalan bu insanlar için tek bir sığınma evi var. Ve bugüne kadar, çok az araştırma bu toplumsal yaraya eğildi.
Barbara Davis in tacizci erkek arkadaşı, yatağın altında sakladığı bavulu fark edip Davis in evden ayrılmaya çalıştığını anlayınca kadının parmaklarını ocağa yaklaştırıp yaktı. Bu ruh hastası adam, 36 yaşındaki orta derecede öğrenme bozukluğu olan Davis i yıllarca kontrol etti. Davis i Londra da yaşadıkları daireye kilitledi ve bunalıma giren kadına kendini bir telle boğmasını söyledi.
Evde şiddet destek kurumlarından habersiz olan Davis, komşuları olan bir ailenin yardımıyla kaçtı ve sığınma evine yerleştirildi.
Davis in hikayesi, Kent Üniversitesi bünyesinde yapılan 2 yıllık bir araştırmayla ortaya çıkarıldı. Proje kapsamında eski şiddet kurbanlarının deneyimleri de kayıt altına alındı.
Araştırmada, orta dereceli öğrenme güçlüğü çeken kadınlarla konuşuldu. Kadınlar, fiziksel, seksüel, duygusal, psikolojik ve finansal suistimale uğradıklarını belirttiler.
Uzmanlar, kadınların destek konusunda bilgisiz olması ve devlet yardımının yetersiz kalması gibi nedenlerin özürlü bireyleri toplumun diğer kesimlerinden daha fazla hedef haline getirdiğini söylüyor.

Guardian Gazetesi Saba Salman ın  10 Şubat 2015 tarihli haberinden kısaltılarak türkçeye çevrilmiştir.  

16 Şubat 2015 Pazartesi

Mutluluğun ilginç doğası

Konuşmak için 21 dakikanız olduğu zaman, 2 milyon yıl gerçekten uzun bir süre gibi geliyor. Fakat evrim açısından, 2 milyon yıl hiçbir şey. İnsan beyni 2 milyon yılda ağırlığının 3 katına çıktı. Habilis'in 566 gramlık beyninden, şu an herkesin kulakları arasındaki 1500 gramlık et dilimine geldik. Doğa neden bizim böyle bir beyne sahip olmamızı istedi?
Beynin boyut olarak üç katına çıktığında, sadece 3 kat büyük hale gelmediği, yeni yapıların oluştuğu anlaşıldı. Beynin bu kadar çok büyümesinin bir nedeni de yeni bir kısım, frontal lob. Daha doğrusu prefrontal korteks. Peki prefrontal korteks ne yapıyor da insan kafatasının mimarisi değişiyor?
Aslında prefrontal korteks çok iş yapıyor, ama en önemlisi onun bir tecrübe simülatörü olması. Pilotlar uçuş simülatörlerinde pratik yaparlar ki uçaklarda gerçek hata yapmasınlar. İnsanoğlu, bir şeyi gerçek hayatta yaşamadan kafasında tecrübe etme gibi muhteşem bir adaptasyona sahip. Bu, bizim atalarımızın ve hiçbir hayvanın biz gibi yapamadığı bir hile. Bu mükemmel bir adaptasyon. Ayakta durma, konuşma gibi şeyler, türümüzü ağaçların içinden alışveriş mağazalarına soktu- Hepiniz bunu yaptınız. Biliyorsunuz ki, Ben and Jerry'nin karaciğer-soğanlı dondurması yok. Hazırlayıp daha sonra iğrenç olduğunu gördükleri için yok değil. Koltuğunuzdan kalkmadan, o dondurmanın kokusunu kafanızda oluşturup, iğrenç olduğunu anlayabilirsiniz.
Haydi tecrübe simülatörleriniz nasıl çalışıyor, onu görelim. Konuşmaya devam etmeden önce, hemen küçük bir tespit yapalım. Sizi iki farklı geleceğe davet ediyorum. Bunları simüle etmeye çalışın ve hangisini tercih edeceğinizi söyleyin. Birisi piyango. Yaklaşık 314 milyon dolar. Ve diğeri ise belden aşağısının felç olma durumu. Biraz düşünün. Aslında düşünmeye gerek olmadığını düşünüyorsunuz.
İlginç bir şekilde, bu iki grup insanın mutlu olma yüzdeleri bilgileri var elimizde. Bu tam sizin beklediğiniz yüzdeler, değil mi? Ama gerçek bu değil. Bunları ben uydurdum!
Gerçek bu. Quizi geçemediniz. Çünkü gerçek şu: ayaklarınızı kaybettikten bir yıl sonra ve piyangoyu kazandıktan bir yıl sonra, eşit derecede mutlu oluyorsunuz.
Quizi kaybettiğiniz için üzülmeyin, çünkü herkes habersiz sınavlarda başarısız oluyor. Laboratuvarımın yaptığı ve ülke çapında ekonomistlerin ve psikologların yaptığı bir araştırma, şaşırtıcı bir şeyi ortaya çıkardı. Etki eğilimi diye adlandırdığımız bir şey, yani simülatörü kötü çalışmaya meyleden bir şey. Simülatörün sizi, farklı sonuçların gerçek hallerinden çok daha farklı olduğuna inandırması.
Doğadaki incelemelerde de, laboratuvar incelemelerinde de görüyoruz ki, seçimi kazanma ya da kaybetme, romantik bir eşi kazanma ya da kaybetme, terfi olup olmama, üniversitede testi geçme ya da geçememe, vs. vs. aslında insanların beklediğinden çok daha az yoğunlukta ve sürede etkili oluyorlar. Aslında, yeni bir çalışma -- bu beni afallatıyor -- hayati öneme sahip travmaların, insanları nasıl etkilediği ile ilgili bir çalışma diyor ki, eğer olay 3 ay önce gerçekleşmişse, büyük ihtimalle, mutluluğunuz üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.
Neden? Çünkü mutluluk sentezlenebilir. Sir Thomas Brown 1642'de şöyle yazmıştı: "Ben yaşayan en mutlu insanım. İçimde fakirliği zenginliğe, sıkıntıyı refaha dönüştürecek şeyler var. Ben Aşil'den daha sağlamım, şansın beni vurabileceği tek yer bile yok." Bu elemanın kafasında nasıl bir mekanizma var?
Anlıyoruz ki, bu hepimizde varolan inanılmaz mekanizma ile aynı. İnsanoğlu, psikolojik bağışıklık sistemi olarak düşünebileceğimiz bir şeye sahip. Kendilerini buldukları dünyalarda kendilerini daha iyi hissetmeleri için dünyaya bakışlarını değiştirmeye yardım eden, kavramsal süreçler sistemi, çoğunlukla bilinçsiz kavramsal süreçler. Tıpkı Sir Thomas gibi, siz de bu makineye sahipsiniz. Sir Thomas'ın aksine, o makineyi bilmiyorsunuz.
Biz mutluluğu sentezliyoruz, fakat mutluluğun bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdi, bana mutluluğu sentezleyen insan örneği vermenize gerek yok. Şüpheleniyorum. Fakat sizlere deneysel kanıtlar göstereceğim, kanıt için çok uzaklara gitmenize gerek yok.
Kendime ödev olarak, bunu derslerimde arada bir söylüyorum, New York Times gazetesinin bir nüshasını alıp mutluluk senyezleyen insanlar bulmaya çalştım. Ve işte üç tane mutluluk sentezleyen adam. "Fiziksel, finansal, duygusal, zihinsel ve diğer yönlerimle çok daha iyiyim." "Bir dakikama bile üzülmüyorum. Olağanüstü bir tecrübe idi." "Bence en iyisiydi"
Bu kadar mutlu olan karakterler kimler? Birincisi Jim Wright. Bazılarınız hatırlayacak kadar yaşlı: Temsilciler Meclisi'nin başkanı idi ve genç Cumhuriyetçi Newt Gingrich'in kendisinin yapmış olduğu gizli bir işi ortaya çıkarmasından sonra istifa etti. Her şeyini kaybetti. Ülkedeki en güçlü Demokrat, her şeyini kaybetti. Parasını, gücünü kaybetti. Bunca yıl sonra ne demek zorunda? "Fiziksel, finansal, duygusal, zihinsel ve diğer yönlerim yönünden çok daha iyiyim." İyi olabilecek başka hangi yönlerin olabilir? Sebzesel? Mineral olarak? Hayvansal? O bunların hepsini kapsamış bile.
Moreese Bickham hiç duymadığınız biri. Moreese Bickham bu sözleri serbest bırakıldığında dile getirmiş. 78 yaşında idi. İşlemediği bir suçtan dolayı 37 yılını Louisiana Devlet Cezaevi'nde geçirdi. DNA kanıtı ile, 78 yaşında, suçsuz olduğu anlaşıldı. Bu tecrübeden sonra ne söylemesi gerekiyordu? "Bir dakikama bile üzülmüyorum. Olağanüstü bir tecrübe idi." Olağanüstü! Bu adam şunu demiyor, "Yani, orada bazı iyi insanlar da vardı. Spor salonu vardı." Ne diyor? "Olağanüstü idi." Normalde manevi bir tecrübe yaşadığımız zaman kullandığımız bir kelime.

Harry S. Langerman, belki bilebileceğiniz fakat bilmediğiniz birisi, çünkü 1949'da gazetede McDonalds adlı iki kardeş tarafından işletilen bir hamburger standı ile ilgili bir haber okumuştu. "Gerçekten güzel bir fikir!" diye düşündü. Onları bulmaya gitti. Onlar da ona "3000 dolara bu işin bayisini sana veririz." dediler. Harry New York'a geri döndü ve yatırımcı bankacı abisinden kendisine 3000 dolar vermesini istedi, abisinin ölümsüz cümleleri şunlardı, "Seni aptal, kimse hamburger yemiyor." Parayı ona vermeyecekti ve tabi ki altı ay sonra Ray Croc'un aklına aynı fikir gelmişti. Öyle anlaşılıyor ki, insanlar hamburger yiyor ve Ray Croc, Amerika'nın en zengin adamı oluyor.
Ve sonunda -- biliyorsunuz, olabilecekler için en iyi kelimeler söyleniyor -- Pete Best'in, Beatles'in bir ayak işi için ta Rigo'ya gönderilmesine kadarki gerçek davulcusunun, bu fotoğrafını kiminiz hatırlıyor. 1994'te Pete Bast ile röportaj yapılırken -- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi: "Beatles'la beraber olduğum zamandan daha mutluyuz..
Bu insanlardan öğrenmemiz gerek bir şeyler var, o da mutluluğun sırrı. Sonunda ifşa ediliyor. Bir: zenginleşin, güç ve prestij sahibi olun, sonra da kaybedin.  İki: hayatınızın olabildiğince uzun bir kısmını hapiste geçirin. Üç: başkasını gerçekten çok, çok zengin edin. Ve sonuncusu: kesinlikle Beatles'a katılmayın. 
Tamam. Şimdi ben, Ze Frank gibi, sizin bir sonraki düşüncelerinizi tahmin edebilirim, o da şu "Tabi, tabi." Çünkü insanlar mutluluğu sentezlediği zaman, yukarıda beyefendilerin yaptığı gibi, onlara güleriz, hepimiz gözlerimi açarız ve "Evet doğru, sen hiçbir zaman gerçekten bir iş aramadın." "Evet doğru. Senin onla hiçbir ortak yanın yoktu, ve bunu tam da onun sana nişan yüzüğünü attığı anda fark ettin."
Sırıtırız çünkü sentetik mutluluğun doğal mutluluk diye tabir edebileceğimiz durum kadar kaliteli olmadığını düşünürüz. Bu terimler ne anlama geliyor? Doğal mutluluk istediğimiz bir şeyi istediğimiz zaman elde etmektir, sentetik mutluluk da istediğimizi elde edemediğimiz zaman yaptığımız şeydir. Ve toplumumuzda şöyle yaygın bir inanç var, sentetik mutluluk ikinci dereceden bir şeydir. Böyle bir inanç neden var? Çok basit. İnsanların istedikleri şeyi elde etmedikleri zaman sanki elde etmiş gibi mutlu olacağına inandığı bir dünyada hangi ekonomi motoru işler?
Özür dilerim Matthieu Ricard arkadaşım, Zen rahipleri ile dolu bir alışveriş mağazası kâr getirmeyecektir, çünkü onlar pek bir şey istemezler. Ben size sentetik mutluluğun, hedeflediğiniz bir şeyi elde ettiğiniz zaman karşılaştığınız mutlulukla, aynı derecede gerçek ve sürücü olduğunu tavsiye etmek istiyorum. Şimdi, ben bir bilim adamıyım, bunu belâgat ile yapmayacağım, onun yerine sizlere bir miktar veri vereceğim.
Önce size, eskiden sentetik mutluluğu göstermek için kullanılan deneysel bir paradigmayı göstereceğim. Benim icadım değil. Bu 50 yıllık bir paradigma ve ismi serbest seçim paradigması. Çok basit. Mesela 6 tane cisim getirirsiniz, ve deneğe cisimleri sevme derecesine göre sıralamasını istersiniz. Bu durumda, size bahsedeceğim deney bunları kullandığı için, bunlar Monet resimleri. Ve herkes bu Monet resimlerini en sevdiğinden, en az sevdiğine doğru sıralayabilir. Şimdi, size bir teklifte bulunuyoruz: "Dolabın içinde birkaç tane daha resim var. Bir tanesini size hediye olarak vereceğiz. Elimizde 3. ve 4. resimden var." diyoruz deneğe. Bu biraz zor bir seçim, çünkü denek için iki resim arasında fazla bir fark yok, fakat doğal olarak, insanlar üç numaralı resmi seçiyorlar, çünkü üç numarayı dört numaradan daha çok seviyorlar.
Biraz zaman geçince -- 15 dakika olabilir, 15 gün olabilir -- aynı resimler kullanılarak deney tekrarlanıyor ve denekten resimleri sıralaması isteniyor. "Şimdi bunları ne kadar sevdiğinizi söyleyin." Ne oluyor? Mutluluğun sentezlenmesini izleyin. Bu sürekli tekrar tekrar elde edilen bir sonuç. Mutluluğun sentezlendiğini görüyorsunuz. Tekrar görmek ister misiniz? Mutluluk! "Aldığım şey düşündüğümden de iyi! O diğer almadığım berbat!" (Gülüşmeler) Bu mutluluk sentezlenmesi.
Buna verilen cevap ne? "Evet, tabi ki!" Şimdi bizim yaptığımız deney. Bence bu deney sizi "Evet, tabi ki!"nin doğru cevap olmadığına ikna edecek.
Bu deneyi anterograd amneziye yakalanmış bir grupla yaptık. Bunlar hastanede yatan hastalar. Çoğunda Korsakoff sendromu var, yani çok içtikleri için hafızalarına yeni bir şey ekleyemediklerini düşünüyorlar. Tamam? Çocukluklarını hatırlıyorlar, fakat içeri girip kendinizi tanıttıktan sonra odadan çıkıp, tekrar geldiğinizde sizi tanımıyorlar.

Monet resimlerimizi hastaneye götürdük. Ve hastalara bunları en sevdiklerinden, en az sevdiklerine doğru sıralamalarını istedik. Sonra da üçüncü ile dördüncü arasında bir tercih yaptırdık. Herkes gibi onlar da, "Vay, teşekkürler doktor! Bu muhteşem. Artık yeni bir resmim var. Ben üç numarayı alıyorum." Ve onlara üç numarayı göndereceğimizi söyledik. Malzemelerimizi topladık, odadan çıktık ve yarım saat bekledik. Tekrar odaya girdik ve dedik ki, "Merhaba, biz geri geldik." Hastalar, "Ah, doktor, çok özür dilerim. Benim hafıza problemim var, o yüzden buradayım. Daha önce görüşmüşsek de, ben hatırlamıyorum." "Gerçekten mi Jim, hatırlamıyor musun? Ben biraz önce Monet resimleri ile buradaydım." "Özür dilerim doktor. Hiçbir fikrim yok." "Sorun değil, Jim. Senden isteğim bunları en sevdiğinden, en az sevdiğine doğru sıralaman."
Ne yapıyorlar? Önce gerçekten amnezi sahip olduklarını kontrol edelim. Hangisinin onlarda olduğunu, en son sefer hangisini seçtiklerini, hangisinin onlarınki olduğunu soruyoruz. Amnezi hastaları sadece tahminde bulunuyorlar. Bunlar normal kontroller, eğer bunu size yapsaydım, hepiniz hangisini seçtiğinizi bilirdiniz. Fakat ben bunu amnezi hastaları ile yapıyorum, herhangi bir fikirleri yok. Seçimlerini bulamıyorlar.
Normal kontrollerin yaptığı ne idi: mutluluk sentezleme. Değil mi? Sevme derecesindeki değişim, ilk sıralama ile ikinci sıralama arasındaki değişim. Normal kontroller şunu gösteriyor -- bu size gösterdiğim sihirdi, şimdi size grafik üzerinde gösteriyorum -- "Sahip olduğum, düşündüğümdem güzel. Sahip olmadığım, arkada bıraktığım, düşündüğüm kadar güzel değil." Amnezi hastaları da aynı şeyi yapıyorlar. Bu sonuç üzerine düşünün.
Bu insanlar sahip oldukları şeyi daha çok seviyor, fakat ona sahip olduklarını bilmiyorlar. "Evet, doğru," doğru bir cevap değil! Bu insanlar mutluluk üretirken gerçekten, tam manası ile değiştiler. O postere karşı duygusal, zevksel, estetik tepkileri değişti. Bunu sadece ona sahip oldukları için değil, ona sahip olduklarını bilmedikleri için söylüyorlar.
Şimdi, psikolojiciler size çubuk gösterdikleri zaman, bunların birçok insanın ortalamasını gösterdiğini biliyorsunuz. Ve hepimiz bu psikolojik bağışıklık sistemine sahibiz, mutluluk sentezleme kapasitesi, fakat bazılarımız bu hileyi diğerlerine göre daha iyi yapıyor. Ve bazı durumlar, bunu diğer durumlara göre daha etkili bir şekilde yapmamızı sağlıyor. Hürriyetin -- fikrinizi oluşturup değiştirme becerisi -- doğal mutluluğun arkadaşı olduğunu anlıyoruz, çünkü bu size, tüm o lezzetli geleceklerden en fazla hoşunuza gideni seçmenizi sağlıyor. Fakat seçim hürriyeti -- fikrinizi değiştirip, oluşturmak -- sentetik mutluluğun düşmanı. Ve ben size bunun nedenini göstereceğim.
Dilbert her zaman biliyor, tabi ki. Siz ben konuşurken karikatürü okuyorunuz. "Dogbert'in teknik servisi. Sena nasıl zarar verebilirim?" "Yazıcım her dökümandan sonra bir boş sayfa basıyor." "Bedava kağıt almaktan neden şikayetçisin?" "Bedava? Bana kendi kağıdımı vermiyor musun?" "Olur mu yahu! Şu bedava kağıdın kalitesine bak, bir de senin normal kağıdının kalitesine! Sadece bir deli ya da yalancı ikisinin de aynı olduğunu söyler!" "Ah! Şimdi bunu söyledin ya, biraz daha ipeksi gözüküyor!" "Ne yapıyorsun?" "İnsanlara değiştiremeyecekleri şeyleri kabul etmelerini sağlıyorum." Gerçekten de.
Psikolojik bağışıklık sistemi en iyi, tamamen tıkandığımız ve sıkıştığımız zaman çalışıyor. Flörtle evliliğin farkı da bu değil mi? Yani, birisi ile buluşuyorsunuz, o bir terslik yapıyor; bir daha buluşmuyorsunuz. Evlisiniz ve adam ters bir şey yaptı? Evet, altın gibi bir kalbe sahip; keke dokunma. Değil mi? Olanla mutlu olmaya çalışıyorsunuz. Şimdi size insanların, kendileri ile ilgili bu özelliğini bilmediğini göstereceğim ve bunu bilmeme dezavantajımıza olabilir.
Harvard'da yaptığımız bir deney şöyle idi. Bir tane fotoğrafçılık dersi açtık, siyah-beyaz fotoğraf dersi ve öğrencilere karanlık odayı kullanmalarını öğrenme fırsatı verdik. Onlara makineler verdik, kampüste dolaştılar, en çok sevdikleri 12 şeyin fotoğrafını çektiler: profesörlerini, yurt odalarını, köpeklerini ve Harvard günlerinden hatırlamak istedikleri diğer şeyler. Onlar kamerayı bize getiriyor, biz filmi hazırlıyoruz, onlar da en iyi iki fotoğrafı seçiyorlar ve onlarla karanlık odada da altı saat geçiyoruz, bu arada iki tanesine zarar veriyorlar ve sonunda iki tane 8x10'luk fotoğrafa sahip oluyorlar ve biz de diyoruz ki, "Hangisini bırakmak istersin?" Onlar diyor ki, "Geri vermek mi zorundayım?" "Evet tabi ki. Bu sınıf projesi yaptığımızın kanıtı olacak. Bir tanesini bana vermek zorundasın. Bir tercih yapman lazım. Bir tanesini sen, bir tanesini ben alacağım."

Şimdi, bu deneyde iki tane durum var. İlk durumda, öğrencilere, "Eğer fikrin değişirse, diğer fotoğraf önümüzdeki dört gün hep burada duracak, onu merkeze göndermeden önce, memnuniyetle" -- -- evet, "merkez" -- "memnuniyetle seninkinle değiştiririm. Hatta, yurt odana getiririm -- sadece e-posta atman yeterli. Hatta, her gün seni kontrol edeceğim. Fikrini değiştirdiğin an, geri alabilirsin." Öğrencilerin diğer yarısına ise tam tersi söyleniyor: "Tercihini yap. Bu arada, posta, hay Allah, iki dakika içinde İngiltere'ye gidiyor. Fotoğrafın Atlantik okyanusun üzerinde uçuyor olacak. Onu bir daha göremeyeceksin." Şimdi, her iki durumdaki öğrencilerin yarısından, sakladıkları ile verdikleri fotoğrafları sevme derecelerinin zamana göre nasıl değişeceğini tahmin etmeleri isteniyor. Diğer öğrenciler ise küçük yurt odalarına geri gönderiliyor ve önümüzdeki üç-altı gün boyunca fotoğrafları sevme, tatmin olmaları ölçülüyor. Ve bulduğumuz şeye bakın.
Öncelikle, öğrencilerin tahmini şöyle. Seçtikleri resmi birazcık daha fazla sevebileceklerini düşünüyorlar, fakat bu fark istatiksel olarak mühim değil. Çok az bir artma, ve diğer resmi geri alıp almadıklarının hiçbir önemi yok
Yanlış. Kötü simülatörler. Çünkü gerçek şu. Değişiminden hemen önce ve beş gün sonra, o resme bağlı kalmış insanlar, ve seçimi olmayanlar, fikrini hiçbir zaman değiştiremeyenler, resimlerini çok seviyorlar! Düşünen insanlar ise -- "Acaba geri vermeli miyim? Doğru olanı mı aldım acaba? Belki bu güzel olan değildir? Belki güzel olanı bırakmışımdır?" -- kendilerini öldürüyorlar. Fotoğraflarını sevimiyorlar ve değiştirme süresi bitince de hâlâ fotoğraflarını sevmiyorlar? Neden? Çünkü değiştirme şartı mutluluk sentezlemeye yardımcı olmuyo
Bu da deneyin son kısmı. Harvard'dan tamamen yeni, naif bir öğrenci topluluğu oluşturuyoruz ve diyoruz ki, "Bir fotoğrafçılık dersi veriyoruz, ve bunu iki farklı yolla yapıyoruz. İki tane fotoğraf çektikten sonra, fikrinizi değiştirebilmek için dört gününüz var, ya da iki tane fotoğraf çektikten sonra hemen o anda bir tercih yapıyorsunuz ve bir daha değiştiremiyorsunuz. Hangi derse kaydolmak istersiniz? "Öğrencilerin yüzde 66'sı, üçte ikisi, resimleri değiştirme şanslarının olduğu dersi seçiyorlar. Merhabalar? Öğrencilerin yüzde 66'sı, sonunda fotoğrafları ile kesinlikle tatmin olmayacakları dersi seçiyorlar. Çünkü sentetik mutluluğun oluştuğu şartları bilmiyorlar.
Ozan her şeyi en iyi şekilde söylemiştir, tabi ki, ve burada benim demek istediğimi söylemiş ve bunu abartarak yapmış: "İyi ya da kötü diye bir şey yoktur / Düşünmek bunları oluşturur." Güzel bir şiir, fakat tam doğru değil. Gerçekten iyi ya da kötü diye bir şey yok mu? Gerçekten de safrakesesi ameliyatı ile Paris gezisi aynı şeyler mi? Bu sanki tek soruluk IQ testi gibi duruyor. Bunlar aynı şeyler olamaz.
Biraz da abartılmış, fakat gerçeğe yakın bir dizi de modern kapitalizmin babası, Adam Smith'e ait. Şöyle demiş. Düşünmeye değer. "İnsan hayatının sefalet ve düzensizliklerinin büyük kaynağı, sanki bir duruma diğerine göre daha fazla değer vermekmiş gibi geliyor ... Bu bazı durumların, şüphesiz, diğerlerine tercih edilmemesi lazım, fakat hiçbiri kuralları bozmaya iten şevke sağduyu ya da adalete, ya da zihnimizin sükunetini bozmaya, ya da hatalarımızı hatırlayınca utanmaya, ya da yaptığımız haksızlık dehşetimizden duyduğumuz pişmanlığa tercih edilmeye değmez." Ya da: evet, bazı şeyler diğerlerinden iyidir.
Bizi bir gelecekten diğerine götürecek olan tercihlere sahip olmak zorundayız. Fakat ne zaman ki bu tercihler bizi, bu iki gelecek arasındaki farka, olduğundan daha fazla değer verdiğimizden dolayı bizi çok sert ya da çok hızlı itekliyorsa, o zaman riskteyiz demektir. Tutkumuz sınırlı olunca, sevinçle çalışıyoruz. Tutkumuz sınırsız olunca, yalan söylüyoruz, hile yapıyoruz, çalıyoruz, başkalarına zarar veriyoruz, gerçek değere sahip şeylerden ödün veriyoruz. Korkularımız sınırlı olursa, ihtiyatlıyız, dikkatliyiz, düşünceliyiz. Korkularımız sınırsız ve şişkin ise, pervasızız ve korkağız.
Bu verilerden size vermek istediğim ders özlemlerimiz ve kaygılarımız aynı derecede şişkinler, çünkü içimizde tecrübeyi seçtiğimiz zaman, sürekli kovaladığımız eşyayı üretme kapasitemiz var.
Ted.com, Ceviri: Ahmet Yukselturk

14 Şubat 2015 Cumartesi

Çocuklara büyük masallar

Bu hafta kitap köşemizde çok satanlar listesinden iki kitap var. Bir neslin çok iyi tanıdığı, yeni neslin keşfettiği bu eserleri sizler için derledik.
Brezilyalı ünlü yazar Jos Mauro de Vasconcelos, 1920'de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu'da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağında yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayâlini kurdu. Liseyi Natal'de bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayâller peşinde Rio de Janeiro'ya döndü. İlk işi, hafif siklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı, bu onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. İlk kitabı Yaban Muzu 1940'ta yayımlandı. 1945'te yayımlanan Beyaz Toprak adlı romanı çok beğenildi. Daha sonra Evden Uzakta (1949), Sular Çekilince (1931), Kırmızı Papağan (1953) ve Ateş Çizgisi (1955) romanlarını yazdı. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı Şeker Portakalı (1968) on iki günde yazılmıştı. "Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze'nin serüvenleri Güneşi Uyandıralım (1974) ve Delifişek (1963) adlı romanlarında sürer. Bu ünlü yazar 1988'de öldü.
Can Yayınları 182 Sayfa.
Antoine de Saint-Exupéry tarafından New York’ta bir otel odasında yazılan Küçük Prens yayımlandığı günden bu yana milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam ediyor. Küçük Prens’in yaşadıklarını anlıyor, kırgınlıklarına üzülüyor, söylediklerine hak veriyoruz. Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada ‘ne kadar da büyüdüğümüzü” görüyoruz. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten

7 günlük protein diyeti

Protein diyeti listesi içerisinde tüketeceğiniz yiyecekleri belirli kriterlere göre sınırlandırmak diyetten daha fazla yararlanmanızı sağlayacaktır. Yani protein diyeti listesi içerisinde tüketeceğiniz kırmızı etleri sığır ya da kuzu eti olarak tercih etmeniz gerekmektedir. Sakatat olarak tüketmek istediğiniz et ürünlerinde sadece ciğer tüketmeniz daha sağlıklı olacaktır. Diyet içerisinde ufak değişiklikler yaparak arada balık da tüketebilir ve yanında limon olabilir. Tavuk ürünlerinin derisini bulundurmamaya ve günde 2 litre su tüketmeye çalışınız. Zayıflamak için su oldukça önemlidir.

1. Gün: Sabah: 1 haşlanmış yumurta, iki parmak büyüklüğünde peynir ve iki dilim kepekli ekmek Öğle: Meyveli yağsız yoğurt ve salata ( yağ kullanmayın ) Akşam: Izgara kırmızı et ve mevsim salatası ( yağ kullanmayın )

2. Gün: Sabah: 2 adet yağda yumurta, 2 dilim çavdar ekmeği, açık çay Öğle: Yağsız meyveli yoğurt ve yağsız salata Akşam: Izgara olarak pişirilmiş tavuk, yağsız salata ve yağsız yoğurt

3. Gün: Sabah: 1 haşlanmış yumurta, iki parmak büyüklüğünde peynir ve iki dilim kepekli ekmek Öğle: Meyveli yağsız yoğurt ve salata ( yağ kullanmayın ) Akşam: Çorba, ızgara tavuk ve doyana kadar az yağlı salata

4. Gün: Sabah: 2 adet yağda yumurta, 2 dilim çavdar ekmeği, açık çay Öğle: Meyveli yağsız yoğurt ve salata ( yağ kullanmayın ) Akşam: Izgara kırmızı et ve mevsim salatası ( yağ kullanmayın )

5. Gün: Sabah: 2 adet yağda yumurta, 2 dilim çavdar ekmeği, açık çay Öğle: Meyveli yağsız yoğurt ve salata ( yağ kullanmayın ) Akşam: Izgara kırmızı et ve mevsim salatası ( yağ kullanmayın )

6. Gün: Sabah: 1 haşlanmış yumurta, iki parmak büyüklüğünde peynir ve iki dilim kepekli ekmek (isteğe bağlı yağsız mevsim salatası) Öğle: Meyveli yağsız yoğurt ve yağsız salata Akşam: Izgara kırmızı et ve meyve salatası ( yağ kullanmayın )

7. Gün: Sabah: 1 haşlanmış yumurta, iki parmak büyüklüğünde peynir ve iki dilim kepekli ekmek Öğle: Meyveli yağsız yoğurt ve yağsız salata Akşam: Izgara tavuk, yağsız salata ve yağsız yoğurt

13 Şubat 2015 Cuma

Hırsım dalgalı bir deniz

Bu hafta, sinema köşemizde ödüllü yönetmen Damien Chazelle in Oscar yarışında hayli iddialı olan filmi Whiplash var.Gelecek vaat eden bir baterist olan Andrew, kıyasıya rekabetin hat safhaya ulaştığı bir konservatuara başlar. Acımasız, mükemmeliyetçi Terence ile ilişkisi buradaki hayatını cehenneme çevirecektir.

11 Şubat 2015 Çarşamba

Kulakta basınç neyin habercisi?

Başınız mı dönüyor? Kulağınızda çınlama mı var? Duymakta zorlanıyor musunuz? Bütün bunlar ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. 

Cesur bir ruhun hikayesi


Michael Valenzuela - A Story of the Human Spirit from Laiph Clothing on Vimeo.
Genç yaşta yetenekli bir müzisyen olan Micheal Valenzuela, 20 den fazla enstrüman çalmayı öğrendi. Folk,rock, caz, modern müzik grupları, korolar gibi birçok farklı grupta yer aldı. Valenzuela neredeyse bir dahiydi. Buna karşın, sanatsal yeteneğini, pilot olma yönündeki  uzun soluklu rüyası için bir kenara bıraktı.
Valenzuela, Amerikan Havacılık Akademisi'ne yazıldı. Oysa, Berklee Müzik Okulu na kabul edilmişti. "Donanmaya katıldım, çünkü çocukluğumdan beri savaş pilotu olup ülkeme hizmet etmek istedim." diyor Valenzuela.
2000 yılında Valenzuela altın kanatlarını kazandı ve pilot olarak kariyerine başladı. Askeri kariyerinin yanı sıra, Donanma Havacılık topluluğu eğitim filmlerinde de göründü.
Sanat aşkı, San Diego da yaşarken ortaya çıktı. Reklam çekimleri çekti ve film projeleri için aktörlük yaptı. Çeşitli televizyon programlarında, filmlerde, reklamlarda ve belgesellerde oynadı. Bu noktada Michael ın hayatı güçlü bir değişim geçirecekti.
"Ne yazık ki, hem havacılık hem de oyunculuk kariyerim ani ve trajik bir şekilde sekteye uğradı. 2 yıl boyunca belimden aşağısını felç edecek bir kaza geçirdim.iki büyük ameliyat ve yıllar süren terapiden sonra Manevra eğitimi öğretmeni olarak kokpite geri döndüm.
Hayatını değiştiren bu olaydan sonra atletizme merak salarak diğer engelli sporculara ulaştı. Zamanının büyük bölümünü diğer özürlü sporculara danışmanlık ederek ve eğitim vererek geçirdi. Yerel ve ulusal yarışmalarda Özürlü Sporcuları temsil etti. Çalışmaları AT&T Uverse Spor serisi nde ilham veren atletler bölümünde tanıtıldı.
Arkasında bıraktığı çeşitli engeller ve elde ettiği başarılarla aktörlük ve film yapımı çalışmalarına New York Film Akademisi nde devam ediyor.

10 Şubat 2015 Salı

Develer engelliler için dövüşecek!

Çanakkale Çan ilçesinde bu yıl 2. cisi yapılacak olan deve güreşi festivaline Marmara, Ege ve Aydın dan 100 deve katılacak. Çan ilçesi Deveciler derneği başkanı Mustafa Katrancı,‘’Geçen yıl düzenlediğimiz güreşlerden elde ettiğimiz gelir ile Çan merkezde 17 bin lira gibi maliyetle içme suyu çeşmesi yaptık. Bu yıl da yine güreşlerimizden elde ettiğimiz kalan para ile Engellilerimiz için araba alımı yapacağız’’ dedi. Başkan Katrancı, tüm güreşseverleri 15 Şubat Pazar günü Çan deve güreşi arenasına davet etti.Haber IHA

9 Şubat 2015 Pazartesi

Aşık Beyin!

Art Aron, Lucy Brown ve diğer iş arkadaşlarımla birlikte 37 sırılsıklam âşık insanın beyinlerinin fonksiyonel MR görüntülerini çektik. Bunlardan 17'si mutlu birer âşıktı, 15'i ise henüz terk edilmişti, ve yeni başladığımız üçüncü deneyimizde ise 10 ila 25 yıllık evlilikten sonra hâlâ âşık olduğunu söyleyen insanları inceledik. Bu da araştırmamızın kısa bir özeti.
Tikal'da, Guatemala ormanlarında bir tapınak vardır, En büyük Amerika medeniyeti Mayaların, en büyük şehir devletinin, en büyük Güneş Kralı tarafından inşa edilmiştir. Adı Jasaw Chan K'awiil idi. 1.83 metre boyundaydı. 80'li yaşlarına kadar yaşadı, ve MS 720 yılında bu anıta gömüldü. Ve Maya yazıtlarına göre eşine derin bir aşk duyuyormuş. Bu yüzden, eşinin şerefine kendininkinin karşısına bir tapınak inşa etti. Her ilkbahar ve sonbaharda, tam ekinoks zamanında, Güneş kralın tapınağının arkasından doğar, ve gölgesi mükemmel bir şekilde eşinin tapınağını kaplar. Ve güneş eşinin tapınağının arkasından batarken, gölgesi kralın tapınağını mükemmel bir şekilde kaplar. 1300 yıldan sonra bile, bu iki sevgili hâlâ mezarlarından dokunmakta ve öpüşmektedirler.

Bütün dünyada insanlar âşık olur. Aşk için şarkı söylerler, dans ederler, aşk için şiirler ve hikayeler yazarlar. Aşk hakkında efsaneler anlatırlar. Aşk için yas tutarlar, aşk için yaşarlar, aşk için öldürürler, ve aşk için ölürler. Walt Whitman'ın bir seferinde dediği gibi, "Ah, senin için her şeyden vazgeçebilirim." İnsan bilimciler 170 toplumda romantik aşkın kanıtlarını buldular. Romantik aşkın olmadığı bir toplum bulamadılar
Fakat aşk her zaman mutluluk verici olmaz. Kolej öğrencileri üzerine bir araştırmada, aşk üzerine bir çok soru sordular, bunların en dikkat çekici iki tanesi şunlardı: "Gerçekten sevdiğiniz biri tarafından reddedildiniz mi?" Diğeri ise: "Sizi gerçekten seven birini terk ettiniz mi?" Ve yaklaşık hem erkeklerden hem bayanlardan yüzde 95'i iki soruya da evet dedi. Nerdeyse kimse aşktan canlı kurtulamaz
İnsan beyninden bahsetmeden önce, size kanaatimce dünyanın en güçlü aşk şiirini okumak isterim. Elbette bu kadar güzel başka aşk şiirleri de vardır, ama bence hiçbiri bundan üstün değildir. Bunu, 1896'da misyonerlik gezisine çıkmış olan Güney Alaskalı isimsiz bir Kwakutl yerlisinden öğrendim. Bunu ilk defa okuma şansına sahip oluyorum. "Aşkının ıztırabıyla ateş vücudumda akıyor, ıztırap aşkının ateşiyle vücudumda akıyor. Aşkınla kızışarak kaynayan ıztırabımı, aşkının ateşi tüketiyor, Bana dediklerini hatırlıyorum. Bana olan aşkını düşünüyorum, Bana olan aşkınla paralanıyorum. Daha da çok ıztırap, benim aşkımla nereye gidiyorsun? Buradan gidecekmişsin. Beni burada bırakacakmışsın. Kederden hissizim. Dediklerimi hatırla, sevgilim. Elveda, sevgilim, elveda." Emily Dickinson şöyle yazmıştır, "Cehennem azabından tek bildiğimiz şey ayrılıktır." Bütün milyonlarca yıllık insan evrimi boyunca kaç insan acı çekmiştir? Bu dakikada dünya üzerinde kaç insan coşku ve mutluluk ile dans etmektedir? Romantik aşk dünyadaki en güçlü hislerden biridir.
Birkaç yıl önce, beyni incelemeye karar verdim, bu çılgınlığı araştırmayı... İlk çalışmamız mutlu ve âşık insanlar üzerineydi ve basında geniş yer buldu, bu yüzden bundan çok az bahsedeceğim. Beynin merkezine yakın ventral tegmentum adı verilen küçük bir bölgede etkinlik tespit ettik. ApEn hücreleri adı verilen bazı hücrelerde etkinlik tespit ettik. Bu hücreler dopamin üretip beynin birçok bölgesine iletir. Dopamin doğal bir uyarıcıdır. Aslında ventral tegmentum bölgesi beynin mükâfat sistemidir. Kavramsal düşünme sürecinin çok altındadır. Duygularınızın altındadır. Beynin sürüngensi adını verdiğimiz bölümünün bir parçasıdır, ve bu bölgenin istekle, motivasyonla, konsantrasyonla ve arzuyla ilgisi vardır. Aslında, beynin bu bölgesi kokain alımında da etkinleşmektedir.
Ancak romantik aşk kokain sarhoşluğundan çok daha fazlasıdır -- en azından kokainden sonra ayılırsınız. Romantik aşk bir saplantıdır. Sizi ele geçirir. Kişilik bilincini kaybedersiniz. Başka bir insanı düşünmeden duramazsınız. Biri kafanıza yerleşmiştir. Bir sekizinci yüzyıl Japon şairi der ki, "Hasretimin sonu geldiğinde vakti yoktur." Aşk vahşidir. Ve reddedildiğinde bu saplantı daha da kötüye gidebilir.
Bu sıralar, projemizin nörobilimcimisi Lucy Brown ve ben henüz terk edilen insanlardan elde edilen verilere bakıyoruz. Esasında bu insanları makineye sokmak hayli zordu, çünkü berbat bir durumdaydılar. (Gülüşmeler) Her neyse, üç beyin bölgesinde etkinlik tespit ettik. Şiddetli romantik aşk ile ilgili olan beyin bölgelerinde etkinlik tespit ettik. Ne kadar kötü bir durum. Terk edilince yapmayı en çok isteyeceğiniz şey yalnızca o insanı unutmak ve hayatınıza devam etmektir, ama hayır, onları daha çok seversiniz. Romalı şair Terrence'in dediği gibi, "Ne kadar umutsuzsam aşkım o kadar ateşli olur." Doğrusu artık sebebini biliyoruz. 2000 yıl sonra bunu açıklayabiliyoruz. Beyindeki istek, motivasyon, arzu, konsantrasyon için olan mükâfat sistemi istediğimizi elde edemeyince daha da aktifleşir. Bu durumda, yaşamın en büyük ödülü: uygun bir çiftleşme partneri.
Başka beyin bölgelerinde de etkinlik tespit ettik, Kazanç ve kayıpları hesaplayan bölgede. Orada yatarken, resme bakarken, yani makinenin içindeyken, neyin ters gittiğini hesaplıyorsunuz. Nasıl ve neyi kaybettiğinizi. Aslında Lucy ile aramızda bu konuda ufak bir fıkra var. David Mamet'in bir oyunundan geliyor, oyunda iki dolandırıcı vardır, ve kadın erkeği dolandırıyordur, erkek kadına bakıp der ki, "Ah, sen kötü bir midillisin. Senin üzerine bahis oynamayacağım." Esasında, bu beyin bölgesi, kazanç ve kayıplarınızı hesaplarken etkinleşen nucleus accumbens'in merkezidir. Bu beyin bölgesi aynı zamanda büyük kazanç ve kayıplar için inanılmaz riskler almak istediğimiz zaman etkinleşir.
Son olarak, bir bireye bağlanmayla ilgili başka bir beyin bölgesinde etkinlik tespit ettik. Bütün dünyada insanların acı çekmesine ve bu kadar çok tutku cinayetine şaşmamak gerek. Âşıkken reddedildiğinizde, sadece romantik aşk duygularına garkolmazsınız, o bireye derin bir bağlılık hissedersiniz. Dahası, mükâfat sistemi çalışır, ve son derece enerjik, konsantre, motive ve herşeyi riske etmeye hazır hissedersiniz, yaşamın en büyük ödülünü kazanmak için.
O hâlde, bu deneyden dünyaya söylemek isteyeceğim neler öğrendim? Öncelikle, aşk bir güdüdür, temel çiftleşme güdüsü. Seks güdüsü değil. Seks güdüsü sizi dışarı partner aramaya çıkartır. Romantik aşk çiftleşme enerjinizi yoğunlaştırmanızı sağlar, çiftleşme enerjinizi korur, ve tek bir birey ile çiftleşme sürecinizi başlatır. Şimdiye kadar okuduğum aşk hakkındaki bütün şiirler içinde en iyi özetleyeni bence Plato tarafından 2000 yıldan önce söylenmiş olanıdır. Der ki, "Aşkın tanrısı ihtiyaç halinde yaşar. Bir ihtiyaçtır. Bir itici güçtür. Bir homeostaz dengesizliktir. Açlık ve susuzluk gibi, yok edilemezdir." Romantik aşkın bağımlılık yaptığı çıkardığım başka bir sonuç. İşler yolundayken harika bir bağımlılık, işler kötüyken ise korkunç bir bağımlılık.
Ve elbette bir bağımlılığın bütün özelliklerine sahiptir. O kişiye odaklanırsınız, saplantılı bir şekilde onu düşünürsünüz, onu arzularsınız, gerçekliği çarpıtırsınız, o kişiyi kazanmak için muazzam riskler alırsınız. Ve bir bağımlılığın üç ana özelliğine sahiptir. Tahammül, geri çekilme, ve son olarak, nüksetme. Bir bayan arkadaşım var ve berbat bir aşkı ancak atlatabiliyor, sekiz ay kadar oldu ve artık daha iyi hissediyor. Ve geçenlerde arabasını sürerken, ansızın radyoda çalan bir şarkı ona "onu" hatırlatmış. Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış. Tıp camiasından istediğim, hukuk camiasından, ve hatta akademik camiadan istediğim, romantik aşkın dünyanın en bağımlılık yapan maddelerinden biri olduğunu anlamaya çalışmalarıdır.
Dünyaya hayvanların da âşık olduğunu söylemek isterim. Dünyada ne gelirse bağlanan bir hayvan yoktur. Çok yaşlı, çok genç, çok pasaklı, çok aptal birini istemezler. Tabi eğer bir laboratuvar kafesine tıkılmamışlarsa. Yani, eğer bütün hayatınızı ufak biri kutuda geçirirseniz, kiminle seks yapacağınız konusunda o kadar da seçici olmazsınız. Ama yüz hayvan türüne baktım, vahşi hayatta hayvanların gözdeleri olur. Aslında etolojistler bunu bilir. Hayvanların gözdelerinin olmasının en az sekiz adı vardır. Proseptif seçilim, erkek seçimi, dişi seçimi, cinsel seçim. Bu çekim üzerine olan üç akademik makale var. Makalelerde incelenen bu çekim, belki sadece bir saniye sürer, ama apaçık bir çekimdir. Buna ya beynin mükâfatlandırma bölgesi, ya da bu bölgenin kimyasal maddeleri yol açar. Aslında hayvanlar arası çekim bir anda olabilir. Bir filin başka bir filden bir anda etkilendiğini görebilirsiniz. Fikrimce bu, "ilk görüşte aşk"ın kökenidir.
İnsanlar bana, aşk hakkında bildiklerimin aşkın heyecanını kaçırıp kaçırmadığını soruyor. Ben de diyorum ki, hiç de değil. Bir pastanın içindeki her bileşeni biliyor olabilirsiniz, ama sonra oturup yediğinizde, hâlâ haz alırsınız. Elbette ben de herkesin yaptığı hataları yapıyorum. Elbette ben de herkesin yaptığı hataları yapıyorum. Ama bu, bütün insanlara olan anlayışımı, ve merhametimi derinleştirdi diyebilirim. Nitekim, bazen kendimi New York'ta bebek arabalarına bakıp çocuğa üzülürken yakalıyorum, ve bazen tabağımdaki tavuğa da üzüntü duyuyorum, beyin sisteminin ne kadar güçlü olduğunu düşündüğümde. En yeni deneyimiz iş arkadaşım Art Aron tarafından başlatıldı. Hâlâ aşık olduklarını söyleyen ve uzun süreli ilişki içindeki insanları fonsiyonel MR makinesinde görüntülüyoruz. Şimdiye kadar beş insanı görüntüledik, ve aynı şeyi bulduk. Yalan söylemiyorlar. Yoğun romantik aşk ile ilgili olan beyin bölgeleri, 25 yıl sonra bile hâlâ aktifleşiyor.
Hala romantik aşk hakkında cevaplanacak ve sorulacak pek çok soru var. Şimdi üzerinde çalıştığım soru ise, bunu söyleyip bitireceğim, neden bir başkasına değil de o insana âşık olursunuz? Hiç böyle bir şeyin aklıma geleceğini düşünmemiştim, ama internet arkadaşlık sitesi Match.com, üç yıl önce gelip bana bu soruyu sordu. Bilmiyorum dedim. Âşık olunca beyinde neler olduğunu biliyorum, ama neden başkası değil de ona âşık oluruz bilmiyorum. Böylece son üç yılımı bunun üzerinde geçirdim. Bir insana âşık olmamızın birçok sebebi vardır. Psikologlar size anlatabilir. Âşık olma eğilimimiz olan insanlar genelde aynı sosyoekonomik geçmişten gelirler, genel olarak aynı akıllılık seviyesindedirler, genel olarak aynı alımlılıktadırlar, ve aynı dinî görüşte olurlar. Çocukluğunuzun elbette bir rolü vardır ama kimse nasıl olduğunu bilmiyor. Bu kadar, bütün bildikleri bu. Asla bir ilişki için birbirine uyan iki karakter bulamadılar
Benim de aklıma geldi ki, belki sizin biyolojiniz sizi birine doğru çekiyordur. Ne derece dopamin, seratonin, östrojen ve testosteron salgıladığımızı ölçmek için bir anket hazırladım. Beyindeki dört kimyasala göre genel olarak dört tane kişilik tipi belirledik. Benim yarattığım arkadaşlık websitesi Chemistry.com'da, size ilk olarak birkaç soru soruluyor. Böylece bu kimyasalları ne kadar salgıladığınız ölçülüyor. Ben de kimin kimi sevmeyi seçtiğine bakıyorum. Bu ankete Amerika'da 3,7 milyon, ve diğer 33 ülkede ise yaklaşık 600.000 insan katıldı. Şimdi verileri bir araya getiriyorum. Âşık olmak her zaman sihirli olacak. Ancak bir noktada şu bilinmeyeni çözmeye çok yaklaşacağız: Neden herkesin sizinle aynı sosyal çevreden, aynı zekâ seviyesinden, aynı alımlılıktan olduğu bir odada herkese karşı aynı derecede bir çekim hissetmeyiz? Bence bu biyoloji ile açıklanabilir. Beş yıl sonra bizi herhangi birinden ziyade belli bir kişiye çeken bütün beyin mekanizmalarını çözmüş olacağız
Böylece konuşmamı kapatıyorum. Onlar benim büyüklerim. Faulkner der ki, "Geçmiş ölmüş değildir, hatta geçmiş bile değildir." Elbette geçen yılından kalan bir sürü yük taşıyoruz beynimizde. Beni, insan beynini anlamaya sevk eden bir şey var. Bu bana onu hatırlatıyor. İki bayan görüyoruz. Bayanlar erkeklerden farklı samimiyet kurarlar. Bayanlar yüz yüze konuşarak samimiyet kurarlar. Birbirimize dönüveririz, birbirimize "çengel atarız" ve konuşuruz. Bayanlar için samimiyet budur. Bence milyonlarca yıl boyunca bebeği yüzümüze doğru tutmamızdan ileri geliyor, onu iknâ etmek, azarlamak, kelimelerle eğitmekten ileri geliyor. Erkekler ise yan yana oturarak samimiyet kurmaya meyillidirler. Biri baktığında, diğeri bakışını kaçırır.Bence bu da milyonlarca yıl boyunca çalının arkasında durmaktan geliyor, dümdüz ileri bakarak, bufaloyu başından kayayla vurmaya çalışarak Kanaatimce milyonlarca yıl erkekler düşmanlarıyla karşı karşıya olmuşlar, arkadaşlarıyla ise yan yana oturmuşturlar. Son diyeceklerime gelince: Aşk içimizdedir. Beynimizin derinliklerine yerleşmiştir. Mesele birbirimizi anlamaktır.
Helen Fisher Biyolojik Antropolojist
Çeviri: Ali Can Arık